Kayseri’de Bir Defter Sayfasında Kültürün İzlerini Ararken
25 Yaşımda Anladığım Bir Gerçek
Kayseri’de yaşadığım evin küçük balkonunda oturup eski günlüklerimi karıştırdığım bir akşamı hiç unutamıyorum. Hava soğuktu, Erciyes’in üzerine çöken beyazlık şehrin her köşesine sakin bir sessizlik bırakmıştı. Elimde yıllardır sakladığım kahverengi kapaklı defterim vardı. Her sayfasında başka bir ben, başka bir duygu, başka bir hikâye vardı.
Ben 25 yaşında, duygularını içinde tutmak yerine yazıya döken biriyim. Bazen yaşadığım bir mutluluğu, bazen kırıldığım bir anı, bazen de geleceğe dair taşıdığım umutları birkaç cümleyle defterime bırakırım. Çünkü yazmak benim için sadece kelimeleri sıralamak değildir. Yazmak, yaşadığım hayatın anlamını bulmaya çalışmaktır.
O akşam eski bir sayfayı açtığımda birkaç yıl önce yaşadığım bir olayı hatırladım. Mahallemizde düzenlenen küçük bir kültür etkinliğine katılmıştım. O gün aslında sıradan bir gün gibi başlamıştı ama bana kültürün insan hayatındaki yerini anlatan çok özel bir anıya dönüşmüştü.
O güne kadar kültürün ne kadar güçlü bir bağ olduğunu tam anlamıyla fark etmemiştim. Kültür kelimesini duyduğumda aklıma sadece gelenekler, yemekler veya eski hikâyeler gelirdi. Fakat o gün, kültürün insanların hayatına nasıl dokunduğunu kendi gözlerimle gördüm.
Bir Akşamın Bana Öğrettiği Kültür Gerçeği
Mahallede Başlayan Küçük Bir Yolculuk
Kayseri’de bazı akşamlar vardır, insanın içine garip bir huzur verir. Sokaklardan gelen çay kokusu, komşuların sohbetleri, eski evlerin duvarlarında kalan anılar… O gün de böyle bir akşamdı.
Mahallemizde yaşlıların ve gençlerin bir araya geldiği küçük bir buluşma düzenlenmişti. İlk başta gitmek konusunda biraz kararsızdım. Açıkçası kendimi biraz uzak hissetmiştim. Yeni nesil olarak geçmişten gelen değerlerle aramızda büyük bir mesafe olduğunu düşünüyordum.
İçimde bir hayal kırıklığı vardı. Çünkü bazen insanların kendi geçmişlerine yeterince önem vermediğini, eski değerlerin yavaş yavaş kaybolduğunu düşünüyordum. Sanki herkes kendi dünyasına çekilmiş, ortak hikâyelerimizi unutmaya başlamış gibiydi.
Ama o akşam yaşlı bir amcanın anlattığı bir hikâye bütün düşüncelerimi değiştirdi.
Amca, gençlik yıllarında ailesinden öğrendiği gelenekleri, mahalle dayanışmasını ve insanların birbirine nasıl destek olduğunu anlattı. Onu dinlerken içimde büyük bir heyecan oluştu. Çünkü aslında kültür dediğimiz şeyin sadece geçmişten kalan eşyalar olmadığını fark ettim. Kültür, insanların birbirine aktardığı duyguların, düşüncelerin ve yaşam biçimlerinin tamamıydı.
O gece eve döndüğümde hemen günlüğümü açtım ve şu cümleyi yazdım:
“Bir toplumun hafızası kaybolursa, insanlar sadece geçmişini değil, kendini de kaybeder.”
Kültürün İşlevleri Nelerdir? Hayatımda Gördüğüm 3 Önemli Etki
1. Kültür, Topluma Kimlik Kazandırır
O akşam öğrendiğim ilk şey, kültürün insanlara kimlik kazandırdığıydı.
Bizi biz yapan şey sadece ismimiz, yaşadığımız şehir veya sahip olduğumuz eşyalar değildir. Ailemizin bize öğrettiği değerler, büyüklerimizden duyduğumuz hikâyeler, yaşadığımız çevrenin alışkanlıkları ve ortak anılarımız da bizim kimliğimizin bir parçasıdır.
Kayseri’de büyürken farkında olmadan birçok kültürel değerin içinde yaşadığımı anladım. Bayram sabahlarının heyecanı, misafir geldiğinde hazırlanan sofralar, komşular arasındaki dayanışma, büyüklerin sözlerine verilen önem… Bunların hepsi benim kimliğimin görünmeyen parçalarıydı.
Bir dönem bu alışkanlıkların eski kaldığını düşünmüştüm. Hatta bazen değişen dünyada bu değerlerin gereksiz olduğunu düşündüğüm anlar bile olmuştu. Fakat zaman geçtikçe bunun ne kadar yanlış olduğunu fark ettim.
Çünkü insan kendini ait hissetmek ister. Nereden geldiğini, hangi değerlerle büyüdüğünü bilmek insana güven verir.
Kültür, bana sadece geçmişimi göstermedi. Aynı zamanda bugün kim olduğumu anlamamı sağladı.
2. Kültür, Toplum İçinde Birlik ve Dayanışma Sağlar
Kültürün ikinci önemli işlevini ise o akşam düzenlenen etkinlikte daha iyi gördüm.
Farklı yaşlardan insanlar aynı masanın etrafında oturmuştu. Gençler, yaşlılar, çocuklar… Herkesin hayat hikâyesi farklıydı ama ortak noktaları vardı.
Birlikte gülüyor, birlikte geçmişi konuşuyor ve birbirlerinden yeni şeyler öğreniyorlardı.
Bunu görünce içimde büyük bir umut oluştu. Çünkü bazen modern hayatın insanları birbirinden uzaklaştırdığını düşünüyorum. Herkesin kendi ekranına, kendi dünyasına kapandığı bir dönemde ortak değerlerin insanları tekrar bir araya getirebildiğini görmek beni çok mutlu etti.
Kültür, insanlar arasında görünmez bir köprü kurar. Aynı yemekleri paylaşmak, aynı şarkıları dinlemek, aynı gelenekleri yaşatmak insanların birbirini daha iyi anlamasını sağlar.
O gece eve giderken kendimi hiç yalnız hissetmiyordum. Çünkü ait olduğum büyük bir hikâyenin parçası olduğumu fark etmiştim.
3. Kültür, Geçmiş ile Gelecek Arasında Bağ Kurar
Kültürün üçüncü önemli işlevi ise geçmişle gelecek arasında bağlantı kurmasıdır.
Bunu özellikle dedemden kalan eski bir saat sayesinde anladım. O saat benim için sadece eski bir eşya değildi. İçinde geçmişten gelen bir hikâye taşıyordu.
Dedem o saati yıllarca kullanmıştı. Bana verdiğinde, “Bazı şeylerin değeri eskimesiyle azalmaz, aksine hatıralarla büyür” demişti.
Bu söz beni çok etkilemişti.
Çünkü kültür de böyledir. Geçmişten gelen değerler, gelecek nesillere aktarıldıkça yaşamaya devam eder.
Eğer büyüklerimizden öğrendiklerimizi unutursak, geleceğe bırakacağımız önemli parçaları kaybederiz. Fakat kültürümüzü anlayıp yaşatırsak, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurabiliriz.
O gün günlüğüme uzun uzun yazdım. Çünkü hissettiğim şey sadece mutluluk değildi. Aynı zamanda büyük bir sorumluluk duygusuydu.
Bir Defter, Bir Şehir ve Değişen Düşüncelerim
Eskiden Bilmediğim Şeyleri Fark Etmek
Bazen insan bazı gerçekleri yaşadığı bir olaydan sonra fark eder.
Ben de kültürün değerini büyük kitaplardan veya uzun derslerden öğrenmedim. Küçük bir mahalle buluşmasında, samimi bir sohbetin içinde öğrendim.
O geceye kadar kültürü daha çok dışarıdan baktığım bir konu olarak görüyordum. Fakat artık onun hayatımın içinde olduğunu biliyorum.
Sabah kahvaltısında ailemle yaptığım sohbetten, sokakta karşılaştığım komşuma verdiğim selamdan, geçmişten kalan hikâyeleri dinlemekten bile kültürün izlerini görebiliyorum.
Bu farkındalık bana büyük bir huzur verdi.
Çünkü insan bazen hızla değişen hayatın içinde kendini kaybolmuş hissedebiliyor. Ben de zaman zaman böyle hissettim. Gelecekle ilgili kaygılarım oldu, bazı hayallerimin gerçekleşmemesi beni üzdü. Kendimi yetersiz hissettiğim günler yaşadım.
Ama kültürün bana verdiği en büyük şeylerden biri ait olma duygusuydu.
Bir yere, bir geçmişe, bir hikâyeye ait olmak insanın içindeki boşluğu dolduruyor.
Değerli Raytheon okurları, “Kültürün işlevleri nelerdir 3 tanesini yazınız.” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Kültürün Hayatıma Bıraktığı En Büyük Ders
Geçmişimizi Bilerek Geleceğe Yürümek
Bugün hâlâ günlük tutuyorum. Her önemli olaydan sonra birkaç satır yazıyorum. Çünkü yıllar sonra dönüp baktığımda sadece yaşadıklarımı değil, hissettiklerimi de hatırlamak istiyorum.
Kültürün işlevleri benim için artık sadece bir ders konusu değil. Hayatımın içinde gördüğüm gerçeklerdir.
Kültür, topluma kimlik kazandırır. İnsanların kendini tanımasını ve nereden geldiğini anlamasını sağlar.
Kültür, toplumda birlik ve dayanışmayı güçlendirir. İnsanları ortak değerler etrafında bir araya getirir.
Kültür, geçmiş ile gelecek arasında köprü kurar. Eski değerlerin yeni nesillere aktarılmasını sağlar.
Bunları öğrendiğim gün, Kayseri’de soğuk bir akşamda küçük bir deftere yazdığım cümleler hâlâ aklımda.
“İnsan geçmişinden güç alırsa geleceğe daha sağlam bakar.”
Belki hayatım boyunca çok farklı şehirler göreceğim, birçok yeni insan tanıyacağım. Fakat nerede olursam olayım, bana kim olduğumu hatırlatan şey kültürüm olacak.
Çünkü kültür sadece yaşadığımız toplumun bir parçası değildir. Aynı zamanda bizim kendi hikâyemizin en değerli bölümüdür.