Bilirkişilik Temel Eğitimi Kaldırıldı mı? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz
Sosyal düzenin nasıl şekillendiğini, güç ilişkilerinin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü anlamak; insanlık tarihinin en önemli sorularından biridir. İktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi kavramları etrafında dönüp duran bu sorular, siyaset bilimi araştırmalarının da temelini oluşturur. Her ne kadar toplumlar tarihsel süreç içinde farklı kurumlar ve ideolojiler geliştirmiş olsa da, tüm bu yapıların hedefi bir şekilde “meşruiyet” elde etmektir. Ancak, bu meşruiyetin kaynağı ve her bir toplumda farklı şekillerde tezahür etmesi, her dönemde tartışılacak bir konu olmuştur.
Siyasi otoriteler, toplumsal düzenin sürekliliği için belirli eğitim süreçlerini ve kurumları normatif bir araç olarak kullanmışlardır. Son yıllarda Türkiye’de tartışma konusu olan bir gelişme, bilirkişilik eğitiminin kaldırılması meselesidir. Bu konuyu daha derinlemesine ele almak, bu tür bir değişikliğin iktidar ilişkileri, demokrasi, yurttaşlık ve toplumun katılım düzeyi üzerindeki etkilerini değerlendirmek açısından oldukça anlamlıdır.
Bilirkişilik ve Toplumda Güç İlişkileri
Bilirkişilik, belirli bir alanda uzmanlık gerektiren ve mahkemeler tarafından hukuki anlamda doğruluğu onaylanması beklenen bir meslektir. Toplumsal düzeyde, bilirkişilerin varlığı, bilgiyi ve uzmanlığı denetim altına alma işlevini görür. Ancak bu denetim, yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde de iktidar ilişkilerinin nasıl şekillendiğini gösteren bir örnektir. Bilirkişilerin çoğunlukla devletle ilişkili, belirli ideolojik yaklaşımlara sahip ve toplumsal yapıyı destekleyen bireyler olması, onların toplumsal güçle ilişkisini net bir biçimde ortaya koyar.
Eğitiminin kaldırılması ise doğrudan bir iktidar müdahalesi olarak değerlendirilebilir. Çünkü bir eğitim programı, bireyleri belli normlarla tanıştırır ve onlara toplumsal yapının kurallarını öğretir. Bu durumda, bilirkişilik eğitimindeki değişikliklerin arkasındaki sebepler, toplumsal yapının ve iktidar ilişkilerinin değişen dinamiklerine işaret edebilir. Bu, güç sahiplerinin “ne tür bilgiye” değer verdiğini ve “toplumsal kararlar üzerinde kimlerin etkili olabileceğini” belirlemenin bir yolu olabilir.
Demokrasi ve Yurttaşlık
Demokrasi, halkın egemenliğini esas alır. Ancak bu egemenlik, yalnızca seçimle değil, aynı zamanda toplumda bireylerin katılımını sağlayacak mekanizmaların varlığıyla da sağlanır. Bu noktada, her yurttaşın hukuki süreçlerde yer alabilmesi, devletin sunduğu eğitim olanaklarına ve toplumsal normlara ne ölçüde hâkim olmasına bağlıdır. Bilirkişilik eğitimi, bir anlamda yurttaşın “hukuki eşitlik” temelinde, adaletin sağlanmasında aktif rol oynamasına olanak tanır.
Eğer eğitim kaldırılırsa, bu durumda, yurttaşların adaletin sağlanmasına yönelik katılımı sınırlanabilir. Bu, demokrasinin işleyişi ve halkın gücünün etkinliği üzerine düşündüren bir sorudur: Halk, meşru iktidara ulaşmak için sadece seçimle mi sınırlı kalmalıdır, yoksa toplumsal karar mekanizmalarına katılımın bir başka yolu daha olmalı mıdır?
Demokratik toplumlarda, iktidarın meşruiyeti, halkın katılımı ve karar alma süreçlerine dahil olabilme özgürlüğüyle doğrudan ilişkilidir. Ancak, iktidarın sınırlı bir elit grubunun elinde toplanması, demokrasiye olan güveni zedeleyebilir. Bu nedenle, bilirkişilik eğitimi gibi karar alıcı süreçlere bireylerin katılımını sağlayan kurumların kaldırılması, demokratik sürece karşı ciddi bir tehdit oluşturur.
Kurumlar ve İdeolojiler
Toplumdaki her kurumsal yapının bir ideolojik temele dayandığı söylenebilir. Bu, yalnızca devletin ideolojisiyle sınırlı olmayıp, toplumsal yapıyı şekillendiren, bireyleri belirli bir düşünsel yapıya hapseden normlarla da ilgilidir. Bilirkişilik eğitimi, tıpkı diğer meslek eğitimlerinde olduğu gibi, toplumsal düzenin devamı için belirli ideolojik çizgileri benimser. Eğitimin kaldırılması, toplumun bilgiye olan erişimini ve toplumsal yapının işleyişini etkileyebilir.
Eğitimin kaldırılması, hangi ideolojinin daha baskın hale geldiğini ve bu değişikliğin hangi toplumsal kesimler tarafından daha fazla desteklendiğini gösteren bir durumdur. Bu tür bir adım, toplumsal yapıdaki değişimlere, yeni iktidar yapılarına ve ideolojik çekişmelere dair çok fazla şey söyleyebilir. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Toplumda egemen olan ideoloji, karar alma süreçlerini ne ölçüde etkileyebilir ve bu süreçte bireylerin özgürlüğü ve katılımı ne kadar güvence altına alınmıştır?
Meşruiyet ve Katılım
Meşruiyet, bir hükümetin ya da kurumun halk tarafından kabul edilmesi anlamına gelir. Bir toplumda meşruiyetin sağlanması, halkın katılımı ve bu katılımın teşvik edilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bilirkişilik eğitiminin kaldırılması, katılımı ve daha geniş bir toplumsal etkileşimi sınırlayan bir adımdır. Bu, meşruiyeti sorgulatan bir gelişme olabilir, çünkü halkın karar alma süreçlerine etkin katılımı, iktidarın ne kadar meşru olduğuyla ilgilidir.
Katılım, toplumsal gücün, iktidarın ve toplumda belirleyici olan ideolojilerin etkileşimde olduğu bir alan yaratır. Eğer bir grup, toplumsal karar alma süreçlerine katılma hakkına sahip değilse, bu grubun toplumsal yapıya olan bağlılığı zayıflayabilir. Bu da toplumsal çatışmaların önünü açabilir. Bilirkişilik gibi bir meslek grubunun eğitiminin kaldırılması, aynı zamanda bu sürecin demokratik bir biçimde işlemediği anlamına gelir.
Sonuç: Güç ve Toplumsal Dönüşüm
Sonuç olarak, bilirkişilik eğitiminin kaldırılması, yalnızca bir eğitim programının sonlandırılması değil, aynı zamanda toplumun güç ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir dönüşüm sürecidir. Bu durum, bir yandan toplumsal katılımı sınırlarken, diğer yandan belirli ideolojik eğilimlerin daha fazla güç kazanmasına olanak tanıyabilir. Meşruiyetin ve katılımın ne kadar önemli olduğu bir kez daha gözler önüne serilmektedir.
Bu yazı üzerinden tartışılacak bir diğer önemli soru ise şudur: Demokratik toplumlar, güç ilişkileri ve toplumsal yapıların daha adil bir şekilde işlemesi için hangi alanlarda daha fazla katılımı teşvik etmelidir?