El Öpüp Alna Koymak Caiz mi? Bir Saygı Hareketinin Etik, Bilgi Kuramsal ve Ontolojik Okuması
Bir insanın elini öpüp sonra alnına götürdüğümüzde aslında ne yapmış oluruz? Yalnızca kültürel bir selamlaşma mı gerçekleştiririz, yoksa bedenimiz aracılığıyla “Sana saygı duyuyorum” gibi daha derin bir anlam mı kurarız? Bir çocuğun büyükannesinin elini öpmesiyle, bir öğrencinin hocasının elini öpmesi veya bir makam sahibinin elinin törensel biçimde öpülmesi aynı davranış mıdır?
Gündelik hayatta çoğu zaman bu soruları sormayız. Çünkü bazı hareketler düşünülmeden yapılır; gelenek, aile, toplum ve alışkanlık onları bizim yerimize anlamlandırır. Fakat felsefe tam da burada devreye girer: Alışılmış olan gerçekten doğru mudur? Bir davranışın niyeti onun ahlaki değerini değiştirir mi? Bedenle ifade edilen saygı, zihindeki saygıyla aynı şey midir? Ve en önemlisi: Bir insanı yüceltmek ile onu insanüstü bir konuma taşımak arasındaki sınır nerede başlar?
“El öpüp alna koymak caiz mi?” sorusu bu nedenle yalnızca bir fıkıh sorusu değildir. Elbette öncelikle dinî hükmün ne olduğu araştırılmalıdır. Ancak bu hareketin anlamını bütünüyle kavramak için etik, bilgi kuramı ve ontoloji açısından da düşünmek mümkündür.
Aşağıdaki değerlendirme, dinî hükmü felsefi bir hükümle değiştirmek amacı taşımaz. Aksine, fıkhî bir meselenin arkasındaki insan davranışını daha derinden anlamaya çalışır.
El Öpüp Alna Koymak Tam Olarak Nedir?
Öncelikle davranışı iki ayrı aşamada ele almak gerekir:
Bir kişinin elini öpmek.
Öpülen eli kişinin kendi alnına götürmek veya alnına değdirmek.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü İslam hukukunda el öpmenin hükmüyle, eli alna koyma hareketinin hükmü her zaman aynı değerlendirilmemiştir.
Bazı fetva kaynaklarında anne-baba, âlim, salih kişi, öğretmen veya saygı gösterilmesi uygun görülen kimselerin elini saygı ve hürmet amacıyla öpmenin caiz olduğu belirtilmektedir. Mısır Dârü’l-İftâsı da örflerin farklı olabileceğini, el öpmenin saygı amacıyla yapılması durumunda belirli şartlar altında caiz görüldüğünü aktarır.
موقع دار الإفتاء المصرية
+1
Bununla birlikte, el öpme ile eli alna koyma arasında daha tartışmalı bir alan vardır.
Bazı âlimler, eli öpüp alnına koyma uygulamasının secdeyi veya aşırı tâzimi andırabileceğini düşünerek bundan kaçınılmasını tavsiye eder. Özellikle İslamWeb’de aktarılan bir görüşte, el öpmenin caiz görülebileceği ancak eli alna koyma uygulamasının açık bir sünnet dayanağı bulunmadığı ve secdeyi andırma ihtimali nedeniyle terk edilmesinin uygun olduğu belirtilmektedir.
İslam Web
Öte yandan başka bazı âlimler, alnı ele temas ettirmenin tek başına secde anlamına gelmediğini ve el öpmeyle bağlantılı olarak bunun haram kabul edilmesi için yeterli delil bulunmadığını savunmuştur.
Eshaykh
Dolayısıyla mesele, “kesinlikle caizdir” veya “kesinlikle haramdır” gibi tek cümlelik bir cevapla bütün ayrıntılarıyla tüketilebilecek kadar basit değildir.
Felsefenin Üç Sorusu: Doğru mu, Bilinir mi, Ne Anlama Geliyor?
Bu yazıda El öpüp alna koymak caiz mi ile ilgili temel kavramları Raytheon diliyle açıklıyoruz.
Bir davranışı felsefi açıdan incelemek için üç temel soru sorabiliriz:
1. Etik: Yapmak doğru mu?
Etik, insan eylemlerinin iyi, kötü, doğru, yanlış, erdemli veya adaletsiz oluşunu araştırır.
2. Bilgi Kuramı: Bunun doğru olduğunu nereden biliyoruz?
Bilgi kuramı, bir inancın bilgi sayılması için ne gerektiğini; delil, gerekçe, güven ve hakikat arasındaki ilişkileri sorgular.
3. Ontoloji: Bu davranışta insan ve otorite hakkında ne tür bir varlık anlayışı gizli?
Ontoloji, var olanın ne olduğunu ve varlıkların birbirleriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini araştırır.
Bu üç soru birbirinden bağımsız değildir.
“Eli öpmek caiz midir?” etik bir sorudur.
“Bunun dinî açıdan caiz olduğunu nereden biliyoruz?” epistemolojik bir sorudur.
“Eli öpülen kişinin toplum içindeki konumu neden böyle bir saygı davranışını hak ediyor?” ise ontolojik ve aynı zamanda siyasal-felsefi bir soruya dönüşebilir.
Etik Perspektif: Saygı mı, Aşırı Yüceltme mi?
Aristoteles: Davranışın Ardındaki Karakter
Aristoteles’in erdem etiğinde ahlaki değerlendirme yalnızca “hangi eylem yapıldı?” sorusuna indirgenmez. Eylemi gerçekleştiren kişinin karakteri, amacı ve ölçülülüğü de önemlidir.
Aristoteles’e göre etik, insanın iyi yaşamasını araştırır; adalet, cesaret, ölçülülük gibi erdemler yalnızca kurallara uymaktan ibaret değildir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Bu açıdan el öpmeyi düşünelim.
Bir insan yaşlı bir yakınının elini öpüyorsa burada sevgi, minnettarlık ve saygı bulunabilir. Aynı fiziksel davranış, bir kişinin makamı veya serveti karşısında çıkar elde etmek amacıyla yapıldığında ise tamamen farklı bir ahlaki karakter kazanabilir.
Demek ki etik açıdan şu soru önemlidir:
Aynı hareket, farklı niyetlerle yapıldığında aynı ahlaki değere sahip midir?
Bu soruya erdem etiğinin vereceği cevap büyük ölçüde “hayır” olacaktır.
Kant: İnsan Araç Değil, Amaçtır
Immanuel Kant’ın ahlak felsefesi ise meseleyi farklı bir noktaya taşır.
Kant açısından insan, yalnızca başkalarının amaçlarına ulaşmak için kullanılabilecek bir araç değildir. İnsan kendi başına bir amaçtır ve ahlaki saygının temelinde bu düşünce bulunur.
Buradan el öpme davranışına baktığımızda ilginç bir ikilem ortaya çıkar.
Bir insanın elini öpmek:
onun insanlık onuruna duyulan saygıyı ifade edebilir,
ailevi sevgi ve minnettarlığı gösterebilir,
kültürel bir selamlaşma biçimi olabilir.
Fakat aynı hareket:
korku yaratmak,
kişisel çıkar sağlamak,
güç sahibini memnun etmek,
kişiyi sorgulanamaz bir otoriteye dönüştürmek
amacıyla da yapılabilir.
İkinci durumda davranış, Kantçı açıdan ciddi bir etik problem yaratır. Çünkü artık saygıdan çok araçsallaştırma söz konusudur.
Levinas: Ötekiyle Karşılaşmanın Etiği
Emmanuel Levinas ise etiği daha radikal bir biçimde “öteki” ile karşılaşma üzerinden düşünür.
Levinas için başka insanın yüzü, bizi yalnızca bilgi sahibi olmaya değil, sorumluluk almaya çağırır. Modern felsefede Levinas’ın ontolojiden etiğe yönelimi, insanı nesne gibi kavramaktan önce onunla kurulan sorumluluk ilişkisini öne çıkaran önemli tartışmalardan biridir.
Tandfonline
Bu açıdan el öpme, yalnızca hiyerarşi göstergesi olmak zorunda değildir.
Bazen insanın karşısındaki kişiye “Seni görüyorum, seni önemsiyorum, senden önce gelen emeği ve hayat tecrübesini tanıyorum” deme biçimidir.
Ama burada da sınır vardır.
Saygı, karşıdaki insanın insanlığını tanımaksa değerlidir.
İnsanı dokunulmazlaştırmak ise başka bir şeydir.
Bilgi Kuramı Açısından: “Caiz” Olduğunu Nereden Biliyoruz?
Felsefi açıdan belki de en ilginç soru budur.
Bir davranışın caiz olduğunu söylediğimizde aslında bir bilgi iddiasında bulunuyoruz.
Peki bu bilginin kaynağı nedir?
Delil, Yorum ve Otorite
İslam hukukunda bir hüküm, Kur’an, sünnet, hadis değerlendirmeleri, icma, kıyas, mezhep metodolojileri ve diğer usul araçları çerçevesinde araştırılabilir.
Burada epistemolojik bir ayrım yapmak gerekir:
“Bir davranışın dinî hükmü nedir?”
ile
“Bu hükmü destekleyen delilin gücü nedir?”
aynı soru değildir.
Örneğin bazı kaynaklar sahabe döneminden el öpmeye ilişkin rivayetleri delil olarak kullanırken, bazı âlimler bu uygulamanın kapsamını daha dar yorumlamıştır. Nitekim farklı fetva kaynakları el öpmenin anne-baba, âlim, salih kişi ve öğretmen gibi kimseler açısından caiz olabileceğini belirtirken, bunu alışkanlık haline getirme veya dünyevî güç ve serveti yüceltme konusunda ihtiyatlı değerlendirmeler de bulunmaktadır.
موقع دار الإفتاء المصرية
+1
Bu durum bize önemli bir bilgi kuramı dersi verir:
Bir konuda farklı görüşlerin bulunması, mutlaka herkesin bilgisiz olduğu anlamına gelmez; bazen aynı delillerin kapsamı, güvenilirliği veya yorumlanması konusunda yöntemsel farklılıklar vardır.
Kesinlik ile İhtiyat Arasında
Felsefede bilgi ile kanaat arasındaki fark önemlidir.
Dini meselelerde de kişinin “Ben böyle gördüm, ailem böyle yaptı” demesi ile “Bu uygulamanın fıkhî dayanağını araştırdım” demesi aynı epistemik statüde değildir.
Bu nedenle el öpüp alna koyma meselesinde sağlıklı bir yaklaşım şunları birbirinden ayırabilir:
Kültürel gelenek
Aile alışkanlığı
Kişisel kanaat
Mezhepsel yorum
Fıkhî delil
Kesinlik iddiası
Bu ayrım yapılmadığında insanlar çoğu zaman örfü din, kişisel alışkanlığı sünnet veya bir âlimin yorumunu tartışmasız hüküm gibi sunabilir.
Ontolojik Perspektif: İnsan Neden Saygı Görür?
Ontoloji ilk bakışta el öpme gibi basit bir davranıştan çok uzak görünebilir.
Oysa tam merkezindedir.
Çünkü el öpmek, aslında “Bu kişinin benden farklı bir konumu var” mesajını taşıyabilir.
Hiyerarşi ve İnsan Değeri
Bir toplum yaşlılara, anne-babalara, öğretmenlere veya bilginlere özel saygı gösterebilir.
Burada iki farklı model düşünülebilir.
Birinci model: İnsanların değeri eşittir fakat rolleri farklıdır.
Bu modelde yaşlı bir insanın eli öpülürken onun insanlık bakımından diğerlerinden daha değerli olduğu düşünülmez. Sadece deneyimine, emeğine veya aile içindeki konumuna saygı gösterilir.
İkinci model: Bazı insanlar doğrudan diğerlerinden ontolojik olarak daha değerlidir.
Bu ikinci yaklaşım çok daha tehlikelidir.
Çünkü saygı, kolaylıkla kulluk benzeri bir itaate dönüşebilir.
Tam burada felsefenin klasik sorusu yeniden karşımıza çıkar:
Bir insana saygı göstermek ile bir insanın karşısında kendini değersizleştirmek arasındaki sınır nedir?
Otoritenin Bedensel Gösterileri
Sosyolojik açıdan da bedenin önemli bir dili vardır.
El sıkışmak iki insanı yaklaşık aynı fiziksel düzlemde karşılaştırır.
Baş eğmek farklı bir mesaj verebilir.
Diz çökmek daha güçlü bir hiyerarşi göstergesi olabilir.
El öpmek ise kültüre göre değişen bir semboldür.
Dolayısıyla aynı davranış farklı toplumlarda farklı ontolojik anlamlar kazanabilir.
Bir yerde “saygı” olan hareket başka bir yerde “itaat” olarak okunabilir.
Bu nedenle davranışın yalnızca kendisine değil, hangi anlam dünyasında gerçekleştirildiğine bakmak gerekir.
Fıkıh ile Felsefe Nerede Buluşuyor?
El öpüp alna koymak konusunda fıkhî tartışmaların önemli bir kısmı da aslında niyet, sonuç ve sembolizm çevresinde şekillenir.
Bazı kaynaklar saygı amacıyla el öpmeyi caiz görürken, dünyevî güç, servet veya makam nedeniyle el öpmeyi hoş karşılamamaktadır.
موقع دار الإفتاء المصرية
+1
Başka değerlendirmelerde ise el öpmenin sürekli bir alışkanlığa dönüşmesi veya aşırı tâzim görüntüsü oluşturması eleştirilmiştir.
Islam-QA
+1
Burada felsefi etik ile fıkıh arasında dikkat çekici bir kesişme vardır.
Her iki yaklaşım da şu soruyu önemser:
“Bu davranış neye hizmet ediyor?”
Eğer davranış sevgi ve hürmet ifade ediyorsa bir anlam taşır.
Eğer korku, çıkar, gösteriş veya kibir üretmeye başlıyorsa aynı davranış başka bir ahlaki niteliğe bürünebilir.
Güncel Dünyada El Öpmek: Gelenek mi, Performans mı?
Bugün el öpme yalnızca aile içinde görülen bir davranış değildir.
Sosyal medya çağında davranışların bir başka boyutu daha ortaya çıkmıştır: görünürlük.
Bir kişinin yaşlı birinin elini öpmesi özel bir sevgi göstergesi olabilir. Fakat aynı hareket kameralar önünde gerçekleştirildiğinde farklı sorular doğar.
Saygı gösterilen kişi gerçekten mi önemseniyor?
Yoksa saygı görüntüsü mü üretiliyor?
Bu noktada çağdaş felsefenin “performans” ve “kimlik” tartışmaları devreye girer. Bir davranış yalnızca içsel niyeti değil, toplumsal olarak ürettiği anlamı da taşır.
Dijital çağda beden dili artık yalnızca iki kişi arasındaki iletişim değildir. Kamera, seyirci ve algoritma davranışın üçüncü tarafları haline gelmiştir.
Bu nedenle eski bir gelenek yeni bir epistemik probleme dönüşebilir:
Gördüğümüz saygı gerçekten saygı mıdır, yoksa saygının görüntüsü müdür?
El Öpmenin Etiği İçin Üçlü Bir Model
Bu meseleyi değerlendirmek için üç soruluk pratik bir model kurulabilir.
1. Niyet
“Bunu neden yapıyorum?”
Sevgi mi?
Minnettarlık mı?
Saygı mı?
Gelenek mi?
Korku mu?
Çıkar mı?
2. Anlam
“Bu hareket karşımdaki kişi tarafından nasıl anlaşılacak?”
Saygı göstergesi olarak mı?
Aşırı tâzim olarak mı?
İtaat olarak mı?
3. Sonuç
“Bu davranış ilişkide ne üretiyor?”
Karşılıklı sevgi ve hürmet mi?
Yoksa kibir, bağımlılık ve güç asimetrisi mi?
Bu üçlü model, yalnızca el öpme meselesinde değil, hayatımızdaki birçok sembolik davranışta kullanılabilir.
El Öpüp Alna Koymak Caiz mi? Felsefi ve Fıkhî Bir Sonuç
Fıkhî açıdan bakıldığında, el öpmenin anne-baba, âlim, salih kişi, öğretmen veya saygıyı hak eden kimselere hürmet amacıyla yapılmasını caiz gören güçlü görüşler vardır. Bazı âlimler bunu belirli durumlarda müstehap dahi değerlendirmiştir. Bununla birlikte makam, servet veya dünyevî güç sebebiyle aşırı yüceltme; gösteriş; kibir ve yanlış anlaşılabilecek aşırı tâzim konusunda ciddi ihtiyat görüşleri bulunmaktadır.
موقع دار الإفتاء المصرية
+1
El öpüp alna koyma konusunda ise görüş birliği daha belirgin değildir. Bazı kaynaklar bu uygulamanın özel bir dinî dayanağının bulunmadığını ve secdeyi çağrıştırabileceği için terk edilmesini savunurken, başka yaklaşımlar bunu doğrudan secde saymak için yeterli sebep görmez.
İslam Web
+1
Dolayısıyla meseleyi değerlendirirken el öpmek ile alnı ele koymayı birbirinden ayırmak, niyeti, kültürel bağlamı ve ortaya çıkan anlamı hesaba katmak daha sağlıklı görünmektedir.
Felsefe ise bize daha geniş bir soru bırakır.
Bir davranışı yalnızca “caiz mi, değil mi?” diye sormak bazen onun anlamının tamamını görmemize yetmez. Çünkü insan davranışı yalnızca hareketlerden değil, niyetlerden, sembollerden, ilişkilerden ve anlamlardan oluşur.
Aristoteles bize karakteri ve ölçülülüğü düşündürür.
Kant, insanı araçsallaştırmamamız gerektiğini hatırlatır.
Levinas, karşımızdaki insanı soyut bir makamdan önce “öteki” olarak görmeye çağırır.
Bilgi kuramı, hüküm verirken delil ile alışkanlığı birbirine karıştırmamayı öğretir.
Ontoloji ise daha temel bir soruyu ortaya çıkarır: İnsan neden değerlidir?
Belki de el öpüp alnına koyma hareketinin en düşündürücü tarafı burada saklıdır.
Bir elin öpülmesi, bazen yılların emeğine duyulan minnettarlığın sessiz ifadesidir. Bazen çocukluktan kalmış bir aile hatırasıdır. Bazen sevilen bir insanın yaşlanmış ellerine dokunmanın verdiği tarifsiz duygudur. Fakat aynı hareket, yanlış bağlamda insanı küçülten bir hiyerarşinin de sembolü olabilir.
Öyleyse mesele yalnızca elimizin nereye değdiği değildir.
Kime, neden ve hangi anlamla eğildiğimizdir.
İnsan, sevdiği için mi başını eğiyor; korktuğu için mi?
Saygı gösterdiği için mi el öpüyor; çıkar elde etmek için mi?
Karşısındaki insanın değerini tanıdığı için mi bunu yapıyor; yoksa onu sorgulanamaz bir otoriteye dönüştürdüğü için mi?
Ve belki en zor soru şudur:
Bir başkasına hürmet ederken kendi insanlık onurumuzu korumayı; kendi onurumuzu korurken de başkasına hak ettiği saygıyı göstermeyi nasıl başaracağız?
Çünkü gerçek saygı, insanı küçültmeden yüceltmeyi; yüceltirken de insanı insan olmaktan çıkarmamayı gerektiriyor.
Paylaştığımız başlıklar El öpüp alna koymak caiz mi konusunda size ışık tuttuysa amacımıza ulaşmışız demektir.